Ana içeriğe atla

TESADÜFE AÇIK

Bilinç düzeyimiz, nöron bağlarımız evrenin varlık düzeyi bizi aşıyor. Evren bir plana dahil olabilir mi? İnsanın bir de zihinsel yaşamı var. O yaşamı insan zihninin psişik içeriği ile ifade etmeye çalışıyoruz. Bildiğimizi düşündüğümüz yaşamın bu gizemli yanı ile aslında o gizemi tarıyoruz. Yani bir yanımız gözlemci, öbür yanımız kavradığımız bir çok şeyi paylaşmak istiyor. O zaman bilgi irademizi kuşatıyor. Tecrübelerimiz ile yola çıkıyoruz. İlerlediğimiz süreçte tesadüflere zaman zaman ihtiyaç duyuluyor. Ya da tesadüfler sizi takip ediyor. Olasılık dahilinde düşündüğümüzde tesadüflere yer vermek durumundayız. Kainata açılmak isteyen insanlığın evren hakkındaki bilgisi, kainat göz önüne alındığında henüz çok yeni. Belki de her şey tesadüfken tesadüf olmama alanına doğru yol almakta. Bu düşünceler aslında şu bakış açısını netleştiriyor gibi. Yaşam kompleksi temelinde tohum adını verdiğimiz yapı taşları bize ip uçlarını vermekte. Biliyorsunuz evrenin oluşumunda bize bir konseptten söz ediliyor. "Büyük Patlama ya da Big Bang. Evrenin yaklaşık 13,8 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiği söyleniyor. Evrenin oluş kuramı ve geniş şekilde kabul gören kozmolojik model." Giz ve tesadüfler halkası bu konsept içinde aranabilir mi? Evren hakkındaki elde edilen yeni bilimsel veriler gelişime açık olan bu anlayışı desteklediği gibi onu daha da gizemli kılıyor. Her zaman bir üçüncü yol vardır. Genelde bize iki tane yoldan söz edilir. Ve bu iki yoldan birini seçmemiz istenir. Olasılıkları ne kadar azaltırsak kendimizi o kadar güvende hissediyoruz. Belki de o iki yolda gerçekte güvenli değil. Denemeden bilemeyeceğimiz için her zaman o iki seçenek arasında kalıyor ya da bırakılıyoruz. Evreni tanımlamak için evrenin diline yakınlığımız üçüncü seçeneği göz önünün de tutuyor olmamızla ilgili olabilir mi? Mesela evreni neredeyse iki cümlede yapısı gereği esnetebiliyor, küçültebiliyor ve buna rağmen büyüklüğünü yani azametini inkar etmiyoruz. Bunu hayal gücümüze borçluyuz. Çünkü insan hayal edebildiği sürece Babil'in asma bahçelerini yaratabilir. Şu zamana kadar gördüklerimiz, bildiklerimiz hiç düzeyinde. Yaşadıklarımızsa belki de her şey...

Can Ezgin
Telif  Hakkı Saklıdır 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...