Ana içeriğe atla

BİZ Mİ? O NEREDE?

Neye elimizi attıysak, elimizde kaldı. Belki de bunun böyle olmasını istiyorduk; bizim dışımızda şekillenmeye devam eden güzelliklerin tek sahibi olmayı arzuluyorduk. Bir "ha" dediğimizde sözümüz geçsin, isteklerimizin bizim dışımızdaki gerçeklerle çakışması ise pek de mühim değildi. Çünkü sonuna kadar "ben" ve sonuna kadar "biz" diyorduk. Peki, "biz" mi? O nerede? Aslında sadece süslü bir laftan ibaret; gerisi boşlukta asılı duruyor. Yine de dönüp dönüp arkamıza bakıyor ve gülüyoruz. Neye gülüyoruz? Çünkü "biz" olmadığımızın bilincindeyiz. "Biz" yok, sadece "ben" var. O kocaman "biz," aslında yalnızca bir "ben," başkası değil.

Mesele sınırları zorlamak değil; zaten sınırı çoktan aştığımızın farkındayız. Ve bu büyük "benliğe" doğru hızla kayıyoruz. Bilinçsizliğimizin bize oynadığı oyunların ortasında, yine de bu amansız yolculukta bilinmedik sınırların ötesine uzanacağımızı biliyoruz. Beklemekten vazgeçtiğim o anda, bir ışık demeti dışarıdaki umut meşalesini yakmaya yetti. Karanlıklar diyarı aydınlanacaktı. Çünkü nerede ışık varsa, orada umut vardı. İçimizdeki umut ışığı yandıkça, dışarıdaki karanlık hep geçici ve yılgındı.

Her düşünce bir yankı gibi yayılıyor. İçimizdeki ışık yanmaya devam ederken, dışarıdaki karanlık ne kadar büyük olursa olsun, bir şekilde geçip gitmeye mahkum. Ve biz, her bir adımda biraz daha yakınlaşıyoruz; belki de kaybolduğumuzu sandığımız yerde, aslında kendimizi buluyoruz.

Bazen, arkamıza bakarken, gerçekten nereye gitmekte olduğumuzu anlayamayız. O an, yolun sonunu göremiyoruz; yine de o ilk adımımızı atıyoruz. Bir şeyin değiştiğini fark edemezken, her yeni adım bizden önce de bir şeyleri şekillendiriyor. Beklemekten vazgeçtiğim o anda, bir ışık demeti dışarıdaki umut meşalesini yakmaya yetmişti. Karanlıklar diyarı aydınlanacaktı. Çünkü nerede ışık varsa, orada umut vardı. Umut, bekleyiş olmamalı. Umut edeceksen, yola çıkmalısın...

Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...