Ana içeriğe atla

HAYAT DAMARLARI

İnsan olabilmenin hayat damarları, sürekli kesilmeye çalışılıyor. Düşünmemen, fikir üretmemen, kendin olmaman bekleniyor. Onlar, anlaşılabilir olana karşı anlamsız bir karşıtlık içinde, ancak yüce olarak adlandırdıkları şey, anlaşılmayan bir karanlığa yakınlık duyuyor. Yücelik, cehaletin derinliklerinden yükselen bir tapınma ve karanlık iktidar ilişkileriyle şekilleniyor. İnsan ruhunu olduğu gibi işleyen sanat ve sanatçılar, onların hasmıdır. Çünkü sanat, "kral çıplak" diyebilmektir; oysa onlar, gerçeği dile getiren sanatçıyı yalancılıkla suçlamak istiyorlar. Dünyada şiddet ve sorunlar devam ettiği sürece, birileri sorunların üstünü örtmeye çalışacak ve suyu bulandıracaktır. Nefret, insanlar üzerinde hakimiyetini sürdürüyor. Dolayısıyla, sevgiden beslenenler, hayat damarlarını kesmeye çalışanlara son sözümüzle yanıt verecek: Biz, sizden çok daha fazlasını biliyoruz. Sevgimizin ışığını söndüremeyecekler.

Çünkü hayat damarları kesilmeye çalışıldıkça, insanın varoluşsal hakikati daha fazla öne çıkar. Gerçek, öylesine basit ve açık ki, onu görmek için sadece içimizdeki boşluğu kabullenmek gerekir. Kabul edilen karanlık, aslında yalnızca korkularımızın yorucu bir yansımasıdır. Sanat ise, bu karanlıkları aydınlatan, olduğu gibi dışa vuran bir ışık gibidir. Sanatçı, sanat eserleriyle sorularını derinleştirirken yeni sorunların peşine düşer. Yalnızca kendi ruhunu arayanlar ve sevginin evrensel dilini konuşanlar, hayat damarları içinde yol alırlar. Bu yolculukta ilerlerken karanlıkların ardındaki ışığı bulurlar. Her bir insan, kendini ve varoluşunu anlamlandırdığında keşfe ve öğrenmeye açık olur. Dışarıdaki karanlıklar zamanla yalnızca bir illüzyona dönüşür.

Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...