Ana içeriğe atla

DÜZ DÜNYADAN

Dünya düz, dünyanın düz olduğunu iddia edenler için söyleyeceğimiz ne olabilir. Dünyanın yuvarlak olduğunu söyleyenlere bir şey diyemediğimiz gibi ya da tam tersi evet demekle yetineceğiz. Veya bu görüş farklılıklarına değinmeden şüphe içinde yaşamaya devam edeceğiz. 

"Dünya düz, buna ne şüphe." Diyenleri duyar gibiyim. 

"Hayır öyle saçmalık mı olurmuş dünyamız yuvarlak. 

Kimi kandırıyorsunuz." Diyenlerinizi de duyar gibiyim.

Şu anda, bir çok alanda olduğu gibi çekişmeli konular için de zihinsel aktiviteleri kapsayan konulara popülist yanıyla bakıldığında üzerimizde oynan oyunlar ile arafta bırakılıyoruz. Düzmece, hayal ürünü olan, gerçeklerden saptırılmış konuları gündeme taşıyarak önyargılarımız harekete geçiriliyor. Bu çerçevede kamuoyu tartışma diyebileceğimiz kısırdöngü çekişmelere sahne oluyor. İnsan anlamaya, anlamlaştırmaya çalıştığı hayatın bu suni girdabı içinden boğuluyor. Bilen elbette biliyor. Temel bilimlerden uzaklaştırılan toplum fertleri ve bir nesil düşünün. Acı gerçek şu ki temel bilimlerin dinamiği olan akıl gücünüz bu bağlamda zayıf düşürülmüş oluyor. Ve düz mantık insan zihnini ele geçiriyor. Dolayısıyla düz yaşayan, düz insanların öngördüğü bir dünyada. Dünyanın düz olup olmadığı konusunda akıllara sakat iddialarda bulunuluyor. Garip olan şu ki bu tartışmalar üzerinden paneller veriliyor. Dünyanın düz  olduğunu savunan dernekler kuruluyor. Toplumun çeşitli kesimlerinden kişiler bu panellere ve derneklere katılırken. Eğitimli insanlarında bu girdaba çekildiğini görüyoruz. Özellikle merak ve bir yere ait olma duygusu temelinde bu konulara katılımlar gerçekleşiyor. İnsanlar bilmek, anlamak için değil. İnanmak ve sözde bir iddiayı çürütmek adın bir araya geliyorlar. Fazla söze gerek var mı bilmiyorum. Düz dünya geçmişte tarihsel düzlemde yerini almış. Bugünse hangi amaçla olduğu belli olmayan şekilde gündemimize taşınmış. Yarın marjinal olduklarını, aslında dünyanın küp olduğunu, ve bunca zaman bizi kandırdıklarını yazan çizenler, söyleyenler söylediklerine inananların çıkmayacağını garanti edemeyiz. Düzleşen dünyadan küp dünyaya...

Can Ezgin 

Telif  Hakkı Saklıdır 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...