Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sanat ve Düşüş Boyutlar Arası Geçiş etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BİR RESAM, BİR IŞIK, BİR GÖLGE

Bir ressam ışığı ve gölgeyi bilir. Sürekli bu iki unsur arasında gidip gelir; sonunda ise kendi eserini ortaya koyar. Sözler de aynı ritmi izler. Işık, varlığı görünür kılar; gölge ise yokluğun ve sessizliğin dildeki karşılığıdır. Nasıl ki ışık ile gölgenin uyumu resimde yeni biçimler doğuruyorsa, sözlerin içinde varlık ile yokluğun buluşması da yeni anlamlar üretir. Belki de dilin en derin yaratıcı gücü, söylenen ile susulanın, görünen ile görünmeyenin kurduğu bu dengede saklıdır. Can Ezgin  Telif Hakkı Saklıdır

TÜRBÜLANSA MARUZ KALAN KUŞLAR

Dünyada yakında olağanüstü bir gelişme olacak mı? Olumlu anlamda ekonomik, sosyal ve yaşam kalitemizi iyileştirecek bir gelişme... Bu sebeple insanlar birbirlerine karşı daha fazla dayanışma ve yakınlaşma sağlayacaklar. Bu süreç yalnızca bireysel yaklaşımlara bağlı olmayacak; kurumsal yapılar da bu dönüşüme iştirak edecek. Makro yapıların önemini kavrıyoruz. Makro değişimler, mikro yapıları dönüştürüyor. Mikro yapılar, enerji paylaşımıyla makro yapılardaki değişimler karşısında uyum sağlamak için bir araya geliyorlar. Daha sonra mikro yapılar organize oldukça, bu yapıların içindeki küçük bir değişim rüzgârı bile organizasyonu yeniden değişime zorluyor. Kanımca makro yapılardaki bir değişim, bu süreci tetikleyebilir. Değersizleşmek alışkanlık oldu. İnsan, bu yüzyılda yetersiz olduğunu gördü. Peki insanlık neyle karşı karşıya? Belki de birbirini anlamaya çalışanlar değil, daha uç noktalarda yaşamayı deneyimlemek isteyenler çoğalacak. Bu iyi bir şey mi? Umarım öyledir. Başı ve sonu olmaya...

ALBATROS KÖKLERİMİ BİLMİYORUM

Kökenimi bilmiyorum. İnsanım ama köksüzlük hâli içindeyim. Dolayısıyla yeni kökler üretmek isteyenler ve arayanlar sesimi işitecek. Dar pencereden yolculukları seyretmek istemeyenler, kendi varoluş bakışlarını genişletebilecek. Demek istediğim, yaşadıklarım benim için özelse de herkesin yaşantısı kendi içinde özeldir. Uzaklara gitmeye gerek yok; her canlı kendi yaşantısının baş aktörüdür. Ben bunu yaşıyorum ve kimseye rol vermiyorum. Benim hayatım diğer hayatlar gibi biriciktir. Bu nedenle öznel zaman kavramı beni harekete geçiriyor. Her canlı kendi yaşamının merkezidir ve bu merkez dışarıdan “rol” olarak değil, içeriden “deneyim” olarak yaşanır. Bu yüzden kimsenin hayatı bir başkasının sahnesi değildir. Köksüz insanlar derinden kavrandıklarını anlayacaklar. Çünkü gerçeği arıyoruz, değil mi? Binlerce yıldır bir gerçeğin peşindeyiz: Ben kimim? Bu soruyu sormamızın bir sebebi şu olabilir: İnsanlık ailesinin gerçek kökleri nerede? “Albatros”... Ben neye dönüşüyorum fazına ya da evresin...

ÜÇ NOKTA SANAT

İçsel dedim; yön arayışım bugün bu kavramla başladı. Sanat, toplumsal çatışmaların içinde sürüklenen insanlık için figüratif mi olmalı, yoksa soyut mu, boyutsal mı? Üçünü bir arada düşünmeyi tercih ediyorum. Üçüncü yol: boyut ve boyutlar arası geçiş. Sanat, figüratif, soyut ve boyutlu olmalı; yani hem dış dünyayı biçimsel olarak yansıtmalı, hem içsel duygulanımı çözümlemeli, hem de bu ikisi arasında bir geçiş alanı yaratmalı. İçin dışa, dışın içe evrilmesi, eserin sabit bir anlatımdan öte, yaşayan ve değişen bir yapı hâline gelmesini sağlıyor. Hatta bu geçişler, bir sentezi mümkün kılmalı; böylece izleyici ya da deneyimleyen kişi, esere sadece bakmakla kalmayıp, kendi içsel düşüşünü ve yükselişini de yaşayabiliyor. Bu nedenle sanat gerçek anlamda içimize düşmeli. Görünenin ardındaki duygu ve deneyimi ortaya çıkarabilmeli; yalnızca bir yüzey gösterisi değil, aynı zamanda varoluşsal bir yolculuk olmalı. Sanatın gücü, izleyiciyi içine çeken, düşünmeye ve hissetmeye sevk eden bu evrimleş...