Ana içeriğe atla

Kayıtlar

TOPLUMSAL UZLAŞI Ⅰ

Toplumsal uzlaşıya geçiş, her açıdan zorunluluk teşkil ediyor. Mevcut sistemin en önemli dayanağı sömürü olduğu sürece, fiziki koşullar ve matematiksel veriler temel kaynakların hızla tükendiğini gösteriyor. Bu durum, gelişmiş ve gelişmekte olan toplumları kaçınılmaz olarak yeni kaynak arayışına ve mevcut kaynakları iktisadi bir yaklaşımla değerlendirmeye zorlayacaktır. Kaosun eşiğine gelmeden önce - ya da eğer kaos çoktan başlamışsa - politik ve psikolojik manevralarla yön verilen toplumsal ve ekonomik krizlerin ardından, kapitalist sistemin öncülerinin de toplumsal uzlaşının güvenli limanına yönelmeleri kaçınılmazdır. Ancak bu uzlaşı, sadece sözde bir anlaşma olarak kalırsa, yani içi boş söylemlerle "uzlaştık" demekle yetinilirse, olumlu anlamda bir iyileşme ve gelişme beklemek hayalcilik olur. Gerçek bir dönüşüm için, yüzleşmemiz gereken en büyük şey korkularımızdır. Sistemin, insanlığın içgüdülerinden beslenen gerçekleriyle yüzleşmeden, sadece günü kurtarmaya çalışan çözü...

ERİTİLEN GERÇEKLER

Eritilen gerçekler , korku ve bağlılık gölgesi altında, egemen ahlak yasalarıyla insanı kendisinden, yani bireysel duygularından, temel hakikatinden ve kaynağından uzaklaştırıyor. Bu durum, insanın kendi benliğinden koparılmasına, sorgusuz sualsiz kabul ettiği kurallar ve normlarla yönlendirilmesine neden oluyor. Peki, bizim gerçeğimiz nedir? Birilerinin “dur” demesiyle durmak, “koş” demesiyle koşmak, birinci geldiğimizde boynumuza madalya takılarak alkış tufanı arkasında ezeli korkularımızın üstünü örtbas etmek mi? Toplum tarafından dayatılan kalıplar, bireyin kendisini tanımasını, özgürlüğün ne anlama geldiğini keşfetmesini engeller. Özgürlük, tadılmadığı sürece sadece bir kavram olarak kalır ve önü kesildiği müddetçe hakiki anlamına ulaşılamaz. Özgürlük, ancak  içselleştirildiğinde  gerçek bir varlık kazanır. İnsan, özgür olmayı öğrenebilir; ancak özgürlüğün kıymetini, onun eksikliğini hissetmeden ve üzerinde düşünmeden anlayamaz. Özgürlüğün önemini kavrayabilmek için insa...

KISIR DÖNGÜ

Lanet, karabasan gibi gecenin bi vakti sislerin arasından çıkıp geldi. Üzerimize ansızın sinsice çöktü! İlk önce acı bi ıslık beynimizin içinde çınladı. İnsanlar dualar üzerine dualar ediyordu. Bense bi köşeye kıvrılmış oracıkta bekliyordum. Elimizin kiriyle dünyanın işine karıştığımızı düşünüyor ve henüz belki de geç kalmış sayılmayız diyordum. Acaba gerçekten bir çıkar yol var mıydı? Kimileri adaklar üzerine adaklar adıyor, tamiri imkansız gibi görünen, bu çıkmaz yolda sureti siyahlaşmış varlıklardan medet umuyordu! Her zaman ki lanet yine iş başındaydı. Elimizdekileri kaybedince, elimizdekilerin değerini anlıyor daha sonrasındaysa, yani fırtına dindiğinde tekrar başa dönüyor, bildiğimizi okuyorduk. Ders mi? Ders almak mı? dünyanın en zor, en son düşünülecek şeyi, yaşadıklarımızdan ders çıkarmaktı. Bu durumun açık, ya da üstü kapalı gerekçeleri vardı. En basiti insan, indiği merdiveni tekrar çıkmak istemiyordu. İnsanı kuşatan bu lanet ortadan kalkacak mıydı? İnsan insanı yitirmeden ö...