Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

GELECEKTE BAŞKA BİR DÜNYA

O rtadoğu alev alev olmuş. Ortadoğu’da savaş girmeyen ülke kalmış mı? Bu savaş kısa sürede bitecek gibi görünüyor. Ciddi planlar ve tutarlı, uzun soluklu savaşa hazırız mesajı hâkim, ancak dünya uzun soluklu savaşı kaldıramaz. Savaş uzarsa, birçok ülke tarafını seçmek ya da kopmak zorunda kalacak. Kopuş arayışı ve denge, bloklaşmayı beraberinde getirebilir. Ülkeler kan kaybederse içlerindeki tutarlılık zayıflar. İran’ın ne kadar dayanacağı tam olarak bilinmiyor. Daha önce uyarıda bulunmuştum: Dünyada İran’ın, terör eylemleri gerçekleştirebilecek hücreleri vardır. Netanyahu bu konuda uyanık olduklarını söylemiş; eğer değillerse, savaş ve kayıplar başka üstleri içerden vuracak olursa, o ülkelerin sivil yapıları ayağa kalkabilir. Devlet refleksi köklü olan ülkelerden söz ediyoruz. Bu savaşı İran üzerine bilerek çekti; bu nedenle savaşın basit olacağını sanmıyorum. Savaş çabuk bitse bile her zaman uyanık olunmalı. Bu savaş tarih yazmak için başlatıldı. Savaş uzarsa dünya büyük olaylara geb...

ÖZDEŞLİK, AKTİF SÜREÇ ve PASİF YARATICILIK

Çağımızda herkes sistem öneriyor ve sistem kuruyor. Eski paradigmaları öne alarak sistemler kurulabilir; ama bu yeterli değil. Önemli olan, insanların problemleri kavrayıp lokal çözümlere odaklanırken, genel çözümleri desteklemeleri. Bugün geçerli olabilecek bir sistem, yapısal bir sorun karşısında anlamını yitirir. Bu nedenle kapitalizm tıkandı, komünizm çöktü. İnsanlık her şeyin sınırında; kendi kendisinin de sınırında. Dolayısıyla mikro yapılarla makro ölçekte bir mimari kurulmalı: Hacim küçük, enerji ihtiyacı minimum, işlevsellik maksimum olmalı. Biz klasik döngüyü ancak böyle değiştirebiliriz. Doğa böyle adapte olur. Ama biz doğanın üzerine çıkmak isterken, makro ölçeklerle her şeye hükmedebileceğimizi sandık. Enerjinin sınırsız, kaynakların yeterli olduğunu düşündük; merkezi yapıları istikrarın adresi gibi gördük. Oysa esas olan dolaşımdı. Gerilim yalnızca toplumsal ve sistemsel değil; ekosistem üzerinde de birikiyor. Mikro yapılarla makro ölçekte bir mimari kurmalıyız ki doğan...

DENEYİM, SPİRAL KAVRAYIŞ ve AKTARIM

İnsanlığın kültürel izdüşümüne de gönderme yapıyorum. Sürrealist bir yerden yola çıkıyorum. Zamanı tutabiliyor muyuz? Biz bilincimize tutunuyoruz; temel olan bu. Benim için değil, genel anlamda varoluş böyle temelleniyor. Bilinci yalnızca zamanın ürünü olarak görmüyorum. Zamanı, bilincin deneyimsel yanı olarak tanımlamak bana daha yakın geliyor,  şimdilik. Bu noktaya gelmek küçümsenecek bir anlayış değil. İleride ne var bilmiyorum; neyi deneyimleyeceğimi de bilmiyorum. Bireyin zamansal süreklilik içinde kavradığı anlayış, bulunduğu çağın kabulleriyle ispatlanamayabilir. Ama bu, bireyin deneyimini gerçek dışı yapar mı? Sürrealizm burada zamanı büküyor. Böylece bireysel deneyim yalnızca yaşanmış bir an olarak kalmıyor; geçmişi yaşıyor ve henüz gerçekleşmemiş olana bakıyoruz. Bu bakış açısını her bilinç kaldıramaz. Ancak zamanın doğası açısından bakıldığında söylediklerim deneyimi aşan bir boyuta ulaşıyor; belki de gerçek olan budur. Hafıza zamanın ürünüdür. Bilinç, zamanı yorumlayan...

ÖLÜM VARLIK KİTABININ KAPAĞIDIR

İnsan, bilinçli bir varoluş hikâyesine sahip bir canlıdır. Çünkü insanın en bilinçsiz eylemi dahi sonunda bilinçlenmeye yol açar; her eylem, farkına varma ve deneyim biriktirme sürecine hizmet eder. Varoluş boyunca gerçekleştirdiği her eylem, bilince uzanan bir araç olarak işlev görür.  Bilinçsizce yapılan bir hareketin sonucunda insan zarara uğrayabilir; ancak başka bir bilinç tarafından, o bilinçsizce yapılan eylemin sonucu yorumlanır. Böylece eylem, bilinçli bir çıkarıma dönüşür ve varlığın deneyimsel ağı zenginleşir.  Bu hikâyenin en belirgin gerçeği ise ölümlü oluşumuzdur. Anılarımızı ve hafıza verilerimizi gelişen teknolojinin yardımıyla süper bilgisayarlara aktarmayı başarsak bile asıl soru şudur: Zihnimiz ve hafızamız, o süper bilgisayarın kapasitesiyle tam anlamıyla bütünleşebilecek midir? Yoksa yalnızca zekâmızın belirli bir yönü, hangi kategoriye ya da tanıma daha yakınsa o düzlem üzerinden işlemeye devam edecek ve sanal bir evrende simüle edilmiş bir gelişim mi sür...

BİR KAÇ ADIM ÖTESİ ve GALAKTİK UYGARLIK

Zaman içinde olaylar, bir iki kişi etrafındaki olasılıklar arasında ilerlerken dönüyor. Yani evren mükemmel olsa da çöküşe müsaittir. Önemli olan, çöküşten sonra tekrar toparlanabilmesidir. Gerçek hayat buna uygundur; çöker ve yeniden inşa olur. Ama mükemmellik, hataların kaçınılması gereken olasılıklar evreninde yüzeye çıkar. Sistem günceller. Neden? Uyum için. Uyum için güncellenen sistem, önceki sistemi temel alır. Ancak o sistemin ilk sürümü de ihtiyaçları karşılıyordu. Sonra ne oldu? Üst sürüm bir güncelleme geldi ve yeni uyumlamaya yanıt verdi. Bu aynı zamanda eski sistemin hatalarının giderilmesi anlamına da gelir. Oluşum için donanımların, malzeme biliminin, enerji kavramının ve yazılım dilinin uygulanış biçiminin kökten değişmesi gerekiyor. Bu nedenle keşifler çağı önemlidir. Aksi hâlde yapılan her şey korumacı ve verim odaklı olur; hız kavramı her şeyin önüne geçmeye devam eder. Dünyaya bak: sorunları sırala. Toplumsal sağlık sorunu, eğitim, savunma, teknoloji, iklimsel ve...

KAR TOPU ve ZİHİNSEL ALANLAR

Yerinde susmalı; gözlem önemlidir. Yerinde görünür olmalı; burada zamanlama önemlidir. Dikkat çekerek değil, anlatarak ve boşlukları sözle doldurarak yer alınmalı. Netlik ve düşünce, insanın aradığı ama bulamadığı bir cevherdir. Bunun için insanın zihinsel ve vicdan aynası kirli olmamalıdır. Öz saygısını yitirmeden ilerlemesi gerekiyorsa ileriye; geriye bakması gerekiyorsa geriye bakabilecek cesareti ve kararlılığı olmalıdır. Bunca atıf, düşünce tarihinde bize neyi hatırlatıyor? Geçiş ara formlar kaybolur; ancak onlar olmadan yeni formlar kalıcı olmaz. Ben neyin ara formuyum? Böyle bir ara form neyin habercisi? Bunları düşünmedim; çünkü varsayımsal konuşuyorum. Düşünce tarihine baktığımızda geldiğimiz nokta nedir? Sayılan dönemlerde insan neleri anladı ve hangi kapıları açtı? Ateşi keşfetti ve kullanmayı öğrendi; hangi kapıyı açtı? Tekerleği icat etti; hangi kapıyı araladı? Gemi yapmaya başladı, rüzgârı kullanmayı öğrendi; hangi kapıyı açtı? Matbaayı icat etti; hangi kapıyı araladı...

KAOTİK EVREN, MERKEZ İLLÜZYONU ve BAĞLANTISAL DENGE

Merkezsiz Dünyada Sınır ve Etkileşim Üzerine Düşünceler. Merkezin olmadığı yerde ne olmalı diye çağımızın düşünürleri ve belki de bilim insanları kafa yoruyor. Doğada merkez yoktur; fakat canlıların dünyasında sürü davranışı ve iş birliği vardır. Bu sayede olacakları önceden sezebilir ve çoğul oldukları içinse risklere karşı direnç geliştirerek tabiatla uyumlanabilirler.   Bilindiği gibi doğadaki canlıların çoğu hareket hâlindedir. Dolayısıyla aynı göç yolunda, farklı sürüler hâlinde göç eden gruplarla karşılaşırlar. Bu nedenle çok çeşitli biçimlerde sürü örgütlenmeleri ortaya çıkar. Bugün insanlığın geldiği rotada yenilikçi bir çok konu devrimci görünüyor; fakat bu devrim, basit anlamda sınıfsal bir devrim değildir. Yani toplumsal otoritenin bir sınıf tarafından ele geçirilmesinden söz etmiyoruz. Merkez tabii bakımdan yoksa, kanımca ilişkisel ve bağlantısal sınırlar vardır. Bu nitelikte sınırların olmadığı yerde, tam tersine toplumsal anlamda idari biçimde soft merkezler o...

SOFT MERKEZ: ⅠⅠ - MERKEZSİZ EVRENDE İNSAN ve BİLİNÇ

Mutlak otoritenin hatları dolaylı manevi bir merkezle var oluyor. Bu durumda mutlak otoriteye bağlanan yaklaşımlar aracılığıyla değer ve normlar belirleniyor. Fikir düzeyinde toplumsal yaşamın sınırları ve yönünü insanlara gösterilmiş kabul ediliyor. Önemli olan hangi toplumsal sorunun mühim olduğudur. İki yüzlülüğü teşvik eden sosyal toplumlarda, dinsel ibadetler de yozlaşmaya mahkûm ediliyor. İletişim kanalları açık yürekli hesap verilebilir ve hesap alınabilir olduğu sürece her bireyin vicdanı güçlendikçe toplumların değerler yozlaşmıyor. Dürüstlük, egemenlik duygusunu dar alanlardan geniş alanlara doğru açılmasını bilen gelişmiş bir uygarlıkta işbirliğine dönüşecektir. Yani dar alanlarda egemenlik adına dürüstlük gerekçelendirilirken, geniş yayılım alanlarında—özellikle uzay çalışmalarında—işbirliğine dönüşmelidir. Uzayda koloniler kurulacaksa, bu sadece mental ve aidiyet açısından kendini aşabilmiş bireylerin bu yerleşme imarında yer almasıyla mümkündür. Öyle ki, uzay ve başka ge...

SOFT MERKEZ: Ⅰ – TOPLUMSAL MERKEZLER ve EVRENSEL AHLAK

Beynin boşlukları doldurması ne demek?  Sağ ve sol taraflarda tanıdık kişilerin fotoğrafları 2–3 saniye arayla geçiyor olsun. Aynı karenin ortasında bir artı işareti bulunsun. Biz, fotoğraflar geçerken karenin ortasındaki artı işaretine bakalım. Uzun süre yalnızca bu artıya odaklandığımızda, “periferik görmede yüz bozunumu” ve daha özel adıyla Flashed Face Distortion Effect (FFDE) ortaya çıkıyor.  Peki ne oluyor? Ortadaki artı işaretine sabitlendiğimizde gözün merkezi görüşü (fovea) kilitleniyor. Sağ ve soldaki yüzler periferik görüş alanına düşüyor ve beyin, yüzleri detaylı biçimde analiz edemiyor. Ama yüz algısı, beynin en hassas olduğu alanlardan biri olduğu için beyin şunu yapıyor: “Bu bir yüz… ama detay yok… o hâlde tahminle tamamlayayım.” İşte tam bu anda yüzler kayıyor, oranlar bozuluyor, gözler ve ağızlar abartılı hâle geliyor, yüzler neredeyse çarpık görünüyor. Bu bir halüsinasyon değil, bir algısal yanılgıdır. Çarpı işaretine bakarken sağ ve sol taraftaki fotoğrafl...