Ana içeriğe atla

OLANLAR BUYDU

 Dünya yangın yeriydi. Mecaz anlatımlar ozanlara ve diyeceğini diyemeyenlere has gibiydi. Kadınlar gözlerine sürme çekiyor. Erkekler savaş çığlıkları atıyordu. Avcılar ava çıkmak için hazırlık içindeydi. Akşama av şöleni vardı. Şimdiden hazırlıklar yapılmalıydı. Kabilenin en yiğit avcısının eli boş döndüğü görülmemişti. Tez vakitte akşam olmuştu. Avcıların döneceğine yakın gökyüzü akşam kızıllığına dönmüştü. Sanki uzaklarda bir yerlerde büyük bir yangın çıkmıştı. Gökyüzü alev almış yanıyordu. Uzaktan avcıların döndüğünü gören gözcü kulenin tepesindeki davula vurduğunda köylüler işlerini, güçlerini ve uğraşlarını olduğu gibi bırakıp köyün meydanında toplanmaya başlamışlardı. Avcılar köye geldiklerinde avladıkları avlarını köyün meydanına bırakıyor ve sükûnet içinde kenara çekiliyorlardı. Sıra köyün en gözde, yiğit, becerikli avcısına geldiğinde bir anda köylülerin üzerine bir sessizlik çökmüştü. Köyde çıt çıkmıyordu. Çünkü, o yiğit avcı ilk defa bir avdan köyüne eli boş dönmüştü. İnsanlar meraklandılar ve birbirlerinin gözünün içine bakmaya başladılar. Köyün ileri geleni endişeli bir ses tonuyla "Yiğidim hayırdır bir şey mi oldu? Sen böyle yapmazdın. Avın bereketli olsun istiyorduk!" Derin bir suskunluğun ardından. Köyün yiğit avcısı içindeki mahcubiyetle gözlerini yerdeki avlanmış hayvanlara çevirdiği gibi sözlerine başladı. "Uzatmayacağım, uzun lafın kısası ormanda tek başımaydım. Birden burnumun dibinde dişi bir ceylan dikildi. Gözlerinden gözlerimi alamadım. O gözler ki sürmeli gözler, anlamlı bakışlara sahip o gözler avcı ruhumu içine çekti. Elim yayımı geremedi, oku atamadım. Birden kalbimde bir ılıklık, bir hafiflik hissettim. Olanlar buydu."

Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...