Ana içeriğe atla

BÖLÜNMÜŞLÜK SEREMONİSİ

Bazen, bu kafesin içinde yaşadığımızı unuturuz. Derin bir nefes alınca her şey bir araya gelir. Bizi geriye iter. Duvardan sızan bir ışık yoktur; o zifiri karanlık her köşeyi sarar. Varlığımız, sabit sınırlar içinde bir çırpınış gibidir. Zihnimizin köşelerine yerleşen düşünceler, bir parmak izi gibi o kafeste kalır. Ne zaman farklı bir yöne dönmeye çalışsak, her şey yörüngeden çıkar. Bizi yine aynı noktaya bırakır. İlk bakışta aynı olan olayların içeriği benzer olsa da temaların imgesel görünümü farklıdır.

Bu kafeste her şey yerli yerinde durur, çünkü insan bir anın içine sıkıştığını kavramıştır. An dediğimiz, zamanın ağır çekimde kendini açmasıdır. Biz içeride bir yelken gibi savrulurken, dışarıda dünyanın sessizliği büyür. Kafesin duvarları incecik, neredeyse yok gibi görünür. Sabit fikirler, toplumsal beklentiler, görünmeyen zincirler, kıpırtı ve hareketimizle bizi yeniden içerideki o dar alanın incecik zar gibi duvarlarına yaslar.

Biz ellerimizi ve gözlerimizi kaybederken, neyi aradığımızı unuturuz. Bu kafeste her şey birbirine benziyor. Farklılıklar, benzerlerliklerin bölünmüşlük seremonisidir. Sıkışmışlığın ruhsal güncesinden doğan bir arayış tutumu. Ama belki de çıkış, bu sabit duruşun içinde bir farkındalık anıdır. Bir anda o sabit fikirlerin evreninden dışarıya bir bakış atma anıdır; kafesin duvarlarının ötesini görebilme anı.

İçeriye giren ışıklar, duvarların arasından süzülen ince hatlar gibi sessizce bir yerlere açılır. Yeniden varoluşumuzu sorgularız. Kafesin içinde bir düşünce daha doğar; düşünceler bir sarmaldan çıkar, ışık hüzmesinin arkasında kaybolur. Belki de en derin sorular, sessiz yanıtları taşır; yanıtlarımız kafesin içine yalnızca bir iz bırakır.

Can Ezgin 

Telif  Hakkı Saklıdır   


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...