Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ÜÇ NOKTA SANAT

İçsel dedim; yön arayışım bugün bu kavramla başladı. Sanat, toplumsal çatışmaların içinde sürüklenen insanlık için figüratif mi olmalı, yoksa soyut mu, boyutsal mı? Üçünü bir arada düşünmeyi tercih ediyorum. Üçüncü yol: boyut ve boyutlar arası geçiş. Sanat, figüratif, soyut ve boyutlu olmalı; yani hem dış dünyayı biçimsel olarak yansıtmalı, hem içsel duygulanımı çözümlemeli, hem de bu ikisi arasında bir geçiş alanı yaratmalı. İçin dışa, dışın içe evrilmesi, eserin sabit bir anlatımdan öte, yaşayan ve değişen bir yapı hâline gelmesini sağlıyor. Hatta bu geçişler, bir sentezi mümkün kılmalı; böylece izleyici ya da deneyimleyen kişi, esere sadece bakmakla kalmayıp, kendi içsel düşüşünü ve yükselişini de yaşayabiliyor. Bu nedenle sanat gerçek anlamda içimize düşmeli. Görünenin ardındaki duygu ve deneyimi ortaya çıkarabilmeli; yalnızca bir yüzey gösterisi değil, aynı zamanda varoluşsal bir yolculuk olmalı. Sanatın gücü, izleyiciyi içine çeken, düşünmeye ve hissetmeye sevk eden bu evrimleş...

SİBERNETİK ÖZERKLİK

Mackinsey hacklenmiş.  Olayın tetikleyicisi, haftanın başlarında yapay zeka destekli siber güvenlik girişimi CodeWall tarafından gerçekleştirilen bir saldırıydı.  S iber güvenlik firması tarafından geliştirilen yarı özerk bir yapay zeka ajanı, şirketin dahili AI sistemindeki güvenlik açıklarından yararlanarak platforma sızmayı başardı.  Şirket, McKinsey'nin dahili yapay zeka platformu Lilli'ye giriş noktaları bulmak için kendi "otonom saldırı ajanı"nı nasıl kullandığına dair ayrıntılı bir rapor yayınladı  Saldırı sonucunda milyonlarca dahili sohbet mesajı, sistem komutları ( prompts), model yapılandırmaları ve firmanın yapay zeka mimarisinin tüm detaylarına erişildiği bildiriliyor. McKinsey, söz konusu açığı hızla kapattıklarını ve müşterilere ait gizli verilerin tehlikeye girdiğine dair bir kanıt bulunmadığını açıkladı. Bu olayın iki yönü var: olumlu ve olumsuz. Yapay zekaların test amacıyla rekabete dahil olması, gelecekte başarısız olmayacakları anlamına gelmiyor....

SOMUTA VARIŞ

Deneylere göre son elli yılın teorik fiziğinin yanlış olduğu ya da bilimin “arızalı” olduğu yönünde zaman zaman iddialar ortaya atılmaktadır. Bunun nedeni çoğu zaman bazı kuramsal modellerin henüz deneysel olarak doğrulanamaması ya da evrenin bazı yönlerinin hâlâ açıklanamamış olmasıdır. Bu durum bilimin yanlış olduğu anlamına gelmez; daha çok bilimin henüz tamamlanmamış olduğunu gösterir. Bilim, doğası gereği sürekli düzeltme ve geliştirme süreci içindedir. Bu bağlamda evrenin yapısı üzerine farklı düşünceler ortaya koymak mümkündür. Belki de evren yalnızca somut bir yapıdan ibaret değildir. Evrenin belirli bir ölçüde soyut bir niteliğe sahip olabileceğini düşünmek de felsefi açıdan anlamlıdır. İnsanlık bugüne kadar evreni anlamaya çalışırken çoğu zaman soyut olanı somutlaştırma çabası içinde olmuştur. Matematiksel modeller, teoriler ve deneyler bu çabanın ürünüdür. Ancak evrenin büyük bir bölümünü hâlâ tam anlamıyla somut biçimde açıklayabildiğimizi söylemek zordur. Tutarlı bir düşün...

DÜŞÜNCE YAPRAKLARI ve KİTAP

Herkesin alanı, dünyası ve zamanı kendine aittir. Her birey, bulunduğu zamana göre değerli konular üzerinde düşünmüş ve bir anlayış çerçevesi yaratmaya özen göstermiştir. Düşünce ve fikirlerini birçok alanda geçerli kılarken, hayatın örgün yüzünde de görünür hâle getirmişlerdir. Toplumda nasıl yaşanmalı ve nerede yer alınmalı sorusunu sistematik şekilde gündemde tutmaya çalışmışlardır. Özellikle Konfüçyus bu alanda yetkin bir kişi olarak karşımıza çıkarken, Tales varoluşsal sorularını evrene yöneltmiş bir filozoftur. Muhataplarına bulunduklarında, sözleri kitabe gibi zamanın geldiği anda ağızlarından dökülürdü. İnsanlar bu sözleri bir kerede alır ve hayatları değişirdi. Benim sözlerim kalıp değildir. Sözleri yerinde yaşatmayı bilenlere açılan kapılardır. İnsanlar sözlerimi benimsedikçe, zamanla onların yaşayan yanı olduğu anlaşılır. Sonra sözlerime başka kelimeler, başka bilinçlerde süzülerek zamanla eklenir; eskiyen kelimeler çıkarılır. Mesaj daha anlamlı olurken, içeriği yozlaşmaz....

ÇÖZÜM ODAKLI ÖZNE ve HİPERGERÇEKLİK

İster istemez dünyada olan bitenlere karşı kulaklarımı tıkayamıyorum. Bölgeyi değil, dünya ülkelerinin sosyoekonomik yaklaşımlarını da düşünüyorum. Birçok haber kanalını izliyorum. Zor olan, söylenenlere değil, söylenmeyenlere odaklanabilmek. Savaş şöyle bir şey: İnsanlar kendilerine ait güçlerini sınarken, aslında kendi gerçeklerini ne kadar abarttıklarını trajik bir şekilde fark ederek yaşıyorlar. Normal şartlarda herkes kendini dev aynasında görüyor; yani devletlerden söz ediyorum. Bu durum savaşa girmeden önce kamuoyunda oluşturulan motivasyon süreci olarak işliyor. Bakış açım, güç odaklı kabuğuna çekilmiş mükemmeliyetçi zihniyet değil. Öncelikle sanatla ilgilenmem için dünyamın hızla normale dönmesi gerekiyor. Fakat bu yeni normal neye göre olacak? İnsanların bakışında ve yaklaşımında bir samimiyetsizlik, ölçüsüzlük var. Bunun kaynağını ve sebebini birçok yere dayandırabiliriz. Asıl sorun, doğru ve hayatın içinde olanı görebilmek yerine, türeyen gerçekliklere ve zorbaların düzeni...

SAGALASSOS ve SİYAH BÖRÜ

Toroslar’da, 1700 metre yükseklikte bir antik tiyatro var. Konum: Ağlasun yakınları Rakım: Yaklaşık 1450–1700 metre  Dönem: Helenistik kökenli, Roma döneminde genişletilmiş Kapasite: Yaklaşık 9.000 kişi Özellik: Torosların zirvesine yaslanmış, dağ manzaralı etkileyici bir tiyatro. Sagalassos, Pisidya bölgesinin en görkemli kentlerinden biriydi. Bu yükseklikte bir tiyatro inşa edilmesi, hem mühendislik hem de kültürel iddia anlamında dikkat çekicidir. Dağın sessizliğinde, sesin taşlara çarpıp yankılanması gerçekten başka bir deneyim sunar. Bir gün orayı ziyarete gelenler beni gün batımını izlerken görünce bu taşın üzerine oturmuş adamı tanıyanlar var mı diye birbirlerine sordular. Ama kimse “Ben tanıyorum” demdi. Sonra grubun içinden biri bana doğru gelip sordu: “Sen burada yalnız ne yapıyorsun? Kimsin, necisin?” Başımı rüzgara karşı onlara doğru çevirdim. Ve kalabalığa doğru...  “Oturmuş dinleniyorum. İçimdeki yalanları gerçek olanla değiştiriyorum.” Toros Dağı...

GELECEKTE BAŞKA BİR DÜNYA

O rtadoğu alev alev olmuş. Ortadoğu’da savaş girmeyen ülke kalmış mı? Bu savaş kısa sürede bitecek gibi görünüyor. Ciddi planlar ve tutarlı, uzun soluklu savaşa hazırız mesajı hâkim, ancak dünya uzun soluklu savaşı kaldıramaz. Savaş uzarsa, birçok ülke tarafını seçmek ya da kopmak zorunda kalacak. Kopuş arayışı ve denge, bloklaşmayı beraberinde getirebilir. Ülkeler kan kaybederse içlerindeki tutarlılık zayıflar. İran’ın ne kadar dayanacağı tam olarak bilinmiyor. Daha önce uyarıda bulunmuştum: Dünyada İran’ın, terör eylemleri gerçekleştirebilecek hücreleri vardır. Netanyahu bu konuda uyanık olduklarını söylemiş; eğer değillerse, savaş ve kayıplar başka üstleri içerden vuracak olursa, o ülkelerin sivil yapıları ayağa kalkabilir. Devlet refleksi köklü olan ülkelerden söz ediyoruz. Bu savaşı İran üzerine bilerek çekti; bu nedenle savaşın basit olacağını sanmıyorum. Savaş çabuk bitse bile her zaman uyanık olunmalı. Bu savaş tarih yazmak için başlatıldı. Savaş uzarsa dünya büyük olaylara geb...

ÖZDEŞLİK, AKTİF SÜREÇ ve PASİF YARATICILIK

Çağımızda herkes sistem öneriyor ve sistem kuruyor. Eski paradigmaları öne alarak sistemler kurulabilir; ama bu yeterli değil. Önemli olan, insanların problemleri kavrayıp lokal çözümlere odaklanırken, genel çözümleri desteklemeleri. Bugün geçerli olabilecek bir sistem, yapısal bir sorun karşısında anlamını yitirir. Bu nedenle kapitalizm tıkandı, komünizm çöktü. İnsanlık her şeyin sınırında; kendi kendisinin de sınırında. Dolayısıyla mikro yapılarla makro ölçekte bir mimari kurulmalı: Hacim küçük, enerji ihtiyacı minimum, işlevsellik maksimum olmalı. Biz klasik döngüyü ancak böyle değiştirebiliriz. Doğa böyle adapte olur. Ama biz doğanın üzerine çıkmak isterken, makro ölçeklerle her şeye hükmedebileceğimizi sandık. Enerjinin sınırsız, kaynakların yeterli olduğunu düşündük; merkezi yapıları istikrarın adresi gibi gördük. Oysa esas olan dolaşımdı. Gerilim yalnızca toplumsal ve sistemsel değil; ekosistem üzerinde de birikiyor. Mikro yapılarla makro ölçekte bir mimari kurmalıyız ki doğan...

DENEYİM, SPİRAL KAVRAYIŞ ve AKTARIM

İnsanlığın kültürel izdüşümüne de gönderme yapıyorum. Sürrealist bir yerden yola çıkıyorum. Zamanı tutabiliyor muyuz? Biz bilincimize tutunuyoruz; temel olan bu. Benim için değil, genel anlamda varoluş böyle temelleniyor. Bilinci yalnızca zamanın ürünü olarak görmüyorum. Zamanı, bilincin deneyimsel yanı olarak tanımlamak bana daha yakın geliyor,  şimdilik. Bu noktaya gelmek küçümsenecek bir anlayış değil. İleride ne var bilmiyorum; neyi deneyimleyeceğimi de bilmiyorum. Bireyin zamansal süreklilik içinde kavradığı anlayış, bulunduğu çağın kabulleriyle ispatlanamayabilir. Ama bu, bireyin deneyimini gerçek dışı yapar mı? Sürrealizm burada zamanı büküyor. Böylece bireysel deneyim yalnızca yaşanmış bir an olarak kalmıyor; geçmişi yaşıyor ve henüz gerçekleşmemiş olana bakıyoruz. Bu bakış açısını her bilinç kaldıramaz. Ancak zamanın doğası açısından bakıldığında söylediklerim deneyimi aşan bir boyuta ulaşıyor; belki de gerçek olan budur. Hafıza zamanın ürünüdür. Bilinç, zamanı yorumlayan...

ÖLÜM VARLIK KİTABININ KAPAĞIDIR

İnsan, bilinçli bir varoluş hikâyesine sahip bir canlıdır. Çünkü insanın en bilinçsiz eylemi dahi sonunda bilinçlenmeye yol açar; her eylem, farkına varma ve deneyim biriktirme sürecine hizmet eder. Varoluş boyunca gerçekleştirdiği her eylem, bilince uzanan bir araç olarak işlev görür.  Bilinçsizce yapılan bir hareketin sonucunda insan zarara uğrayabilir; ancak başka bir bilinç tarafından, o bilinçsizce yapılan eylemin sonucu yorumlanır. Böylece eylem, bilinçli bir çıkarıma dönüşür ve varlığın deneyimsel ağı zenginleşir.  Bu hikâyenin en belirgin gerçeği ise ölümlü oluşumuzdur. Anılarımızı ve hafıza verilerimizi gelişen teknolojinin yardımıyla süper bilgisayarlara aktarmayı başarsak bile asıl soru şudur: Zihnimiz ve hafızamız, o süper bilgisayarın kapasitesiyle tam anlamıyla bütünleşebilecek midir? Yoksa yalnızca zekâmızın belirli bir yönü, hangi kategoriye ya da tanıma daha yakınsa o düzlem üzerinden işlemeye devam edecek ve sanal bir evrende simüle edilmiş bir gelişim mi sür...

BİR KAÇ ADIM ÖTESİ ve GALAKTİK UYGARLIK

Zaman içinde olaylar, bir iki kişi etrafındaki olasılıklar arasında ilerlerken dönüyor. Yani evren mükemmel olsa da çöküşe müsaittir. Önemli olan, çöküşten sonra tekrar toparlanabilmesidir. Gerçek hayat buna uygundur; çöker ve yeniden inşa olur. Ama mükemmellik, hataların kaçınılması gereken olasılıklar evreninde yüzeye çıkar. Sistem günceller. Neden? Uyum için. Uyum için güncellenen sistem, önceki sistemi temel alır. Ancak o sistemin ilk sürümü de ihtiyaçları karşılıyordu. Sonra ne oldu? Üst sürüm bir güncelleme geldi ve yeni uyumlamaya yanıt verdi. Bu aynı zamanda eski sistemin hatalarının giderilmesi anlamına da gelir. Oluşum için donanımların, malzeme biliminin, enerji kavramının ve yazılım dilinin uygulanış biçiminin kökten değişmesi gerekiyor. Bu nedenle keşifler çağı önemlidir. Aksi hâlde yapılan her şey korumacı ve verim odaklı olur; hız kavramı her şeyin önüne geçmeye devam eder. Dünyaya bak: sorunları sırala. Toplumsal sağlık sorunu, eğitim, savunma, teknoloji, iklimsel ve...

KAR TOPU ve ZİHİNSEL ALANLAR

Yerinde susmalı; gözlem önemlidir. Yerinde görünür olmalı; burada zamanlama önemlidir. Dikkat çekerek değil, anlatarak ve boşlukları sözle doldurarak yer alınmalı. Netlik ve düşünce, insanın aradığı ama bulamadığı bir cevherdir. Bunun için insanın zihinsel ve vicdan aynası kirli olmamalıdır. Öz saygısını yitirmeden ilerlemesi gerekiyorsa ileriye; geriye bakması gerekiyorsa geriye bakabilecek cesareti ve kararlılığı olmalıdır. Bunca atıf, düşünce tarihinde bize neyi hatırlatıyor? Geçiş ara formlar kaybolur; ancak onlar olmadan yeni formlar kalıcı olmaz. Ben neyin ara formuyum? Böyle bir ara form neyin habercisi? Bunları düşünmedim; çünkü varsayımsal konuşuyorum. Düşünce tarihine baktığımızda geldiğimiz nokta nedir? Sayılan dönemlerde insan neleri anladı ve hangi kapıları açtı? Ateşi keşfetti ve kullanmayı öğrendi; hangi kapıyı açtı? Tekerleği icat etti; hangi kapıyı araladı? Gemi yapmaya başladı, rüzgârı kullanmayı öğrendi; hangi kapıyı açtı? Matbaayı icat etti; hangi kapıyı araladı...

KAOTİK EVREN, MERKEZ İLLÜZYONU ve BAĞLANTISAL DENGE

Merkezsiz Dünyada Sınır ve Etkileşim Üzerine Düşünceler. Merkezin olmadığı yerde ne olmalı diye çağımızın düşünürleri ve belki de bilim insanları kafa yoruyor. Doğada merkez yoktur; fakat canlıların dünyasında sürü davranışı ve iş birliği vardır. Bu sayede olacakları önceden sezebilir ve çoğul oldukları içinse risklere karşı direnç geliştirerek tabiatla uyumlanabilirler.   Bilindiği gibi doğadaki canlıların çoğu hareket hâlindedir. Dolayısıyla aynı göç yolunda, farklı sürüler hâlinde göç eden gruplarla karşılaşırlar. Bu nedenle çok çeşitli biçimlerde sürü örgütlenmeleri ortaya çıkar. Bugün insanlığın geldiği rotada yenilikçi bir çok konu devrimci görünüyor; fakat bu devrim, basit anlamda sınıfsal bir devrim değildir. Yani toplumsal otoritenin bir sınıf tarafından ele geçirilmesinden söz etmiyoruz. Merkez tabii bakımdan yoksa, kanımca ilişkisel ve bağlantısal sınırlar vardır. Bu nitelikte sınırların olmadığı yerde, tam tersine toplumsal anlamda idari biçimde soft merkezler o...

SOFT MERKEZ: ⅠⅠ - MERKEZSİZ EVRENDE İNSAN ve BİLİNÇ

Mutlak otoritenin hatları dolaylı manevi bir merkezle var oluyor. Bu durumda mutlak otoriteye bağlanan yaklaşımlar aracılığıyla değer ve normlar belirleniyor. Fikir düzeyinde toplumsal yaşamın sınırları ve yönünü insanlara gösterilmiş kabul ediliyor. Önemli olan hangi toplumsal sorunun mühim olduğudur. İki yüzlülüğü teşvik eden sosyal toplumlarda, dinsel ibadetler de yozlaşmaya mahkûm ediliyor. İletişim kanalları açık yürekli hesap verilebilir ve hesap alınabilir olduğu sürece her bireyin vicdanı güçlendikçe toplumların değerler yozlaşmıyor. Dürüstlük, egemenlik duygusunu dar alanlardan geniş alanlara doğru açılmasını bilen gelişmiş bir uygarlıkta işbirliğine dönüşecektir. Yani dar alanlarda egemenlik adına dürüstlük gerekçelendirilirken, geniş yayılım alanlarında—özellikle uzay çalışmalarında—işbirliğine dönüşmelidir. Uzayda koloniler kurulacaksa, bu sadece mental ve aidiyet açısından kendini aşabilmiş bireylerin bu yerleşme imarında yer almasıyla mümkündür. Öyle ki, uzay ve başka ge...

SOFT MERKEZ: Ⅰ – TOPLUMSAL MERKEZLER ve EVRENSEL AHLAK

Beynin boşlukları doldurması ne demek?  Sağ ve sol taraflarda tanıdık kişilerin fotoğrafları 2–3 saniye arayla geçiyor olsun. Aynı karenin ortasında bir artı işareti bulunsun. Biz, fotoğraflar geçerken karenin ortasındaki artı işaretine bakalım. Uzun süre yalnızca bu artıya odaklandığımızda, “periferik görmede yüz bozunumu” ve daha özel adıyla Flashed Face Distortion Effect (FFDE) ortaya çıkıyor.  Peki ne oluyor? Ortadaki artı işaretine sabitlendiğimizde gözün merkezi görüşü (fovea) kilitleniyor. Sağ ve soldaki yüzler periferik görüş alanına düşüyor ve beyin, yüzleri detaylı biçimde analiz edemiyor. Ama yüz algısı, beynin en hassas olduğu alanlardan biri olduğu için beyin şunu yapıyor: “Bu bir yüz… ama detay yok… o hâlde tahminle tamamlayayım.” İşte tam bu anda yüzler kayıyor, oranlar bozuluyor, gözler ve ağızlar abartılı hâle geliyor, yüzler neredeyse çarpık görünüyor. Bu bir halüsinasyon değil, bir algısal yanılgıdır. Çarpı işaretine bakarken sağ ve sol taraftaki fotoğrafl...