Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bilinç etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

DOLANIKLIK ve ZAMAN KADRAJI

Bu konudaki bilgisizliğim ve acemiliğimin bana getirdiği mahkûmiyet duygusunu hissettim. Bilseydim, kendi başıma yapardım. Evet, filozof olmak ya da kültürlü olmak bir şey ifade ediyor; ama bir yere kadar. O nedenle filozofların çağı da trajikomik bir biçimde, bu çağda her şey gibi değersizleştiriliyor. Ama filozof, doğayı ve zamanı yalnızca gözlemleyen değil, ruhu aracılığıyla konuşan insandı.  Şimdi zamanın ruhu da bir tür kuantum dalgalanması yaşıyor. Belki de sonunda onu anlayan bir ruh tarafından ödüllendiriliyor. Zaman insanı değiştirebilir, beden insanı terk edebilir, dünya unutabilir; ama bir ruh başka bir ruhta gerçekten karşılık bulmuşsa, yaşanmışlık tamamen kaybolmaz. İnsan kendi zamanından bir parçayı başka insanların zamanına bırakabilir. Hayat bu açıdan bakınca bize nasıl görünüyor? Bir gün birinin seni gerçekten görmesi; düşünceni, çelişkini, kusurunu, acını, neyi aradığını… Ve bütün bunlara rağmen değil, bütün bunlarla birlikte seni anlayabilmesi. O zaman insan...

RUHUMUN KULESİNDEN: YANMIŞ AĞAÇLAR ve BEYAZ ELBİSELER İÇİNDE BAHAR - VII

Beyaz elbise giydiriyorlar. Benden bilgi veya bir öneri talep etmiyorlar. Korku yoktu, çekince yoktu, zorlama yoktu; sükûnet vardı. Sonra beni beyaz elbiseler içinde olan binlerce insanın içine götürüyorlar. Onları görebileceğim yüksek bir yere çıkarıyorlar. Ben onlara bakarken “Nasıl olacak?” duygusuna kapılıyorum. Bana bakıyorlar ve mutlular. Bunun sebebi baharın gelmesi de olabilir. Ormandaki bütün ağaçlar yeşerdi ve çiçeklendi. Bu, insanlık tarihindeki birçok büyük dönüşümde görülen bir temaya benziyor: Bir düşünce, bir sanat anlayışı veya bir bilimsel keşif ortaya çıktığında insanlar bazen sonucun hızına şaşırır. Fakat o sonuç, görünmeyen uzun bir hazırlığın ardından gelir. Burada çok eski bir doğa sembolü var. Ateş bazen yalnızca yok edici değil, bir döngünün parçası olarak da görülür. Ormanlarda bazı ekolojik süreçlerde yangın, yeni yaşam döngülerinin başlamasına katkıda bulunabilir. Rüyanın diliyle bu, “yıkımın kendisi iyi” demek değildir; daha çok hayatın dönüşüm gücünü vurgul...

RUHUMUN KULESİNDEN: GEZGİN ve YAŞAM KIVILCIMI - VI

Eğer şato tamamen yıkılmış olsaydı, bu sadece bir çöküş anlatısı olurdu. Fakat şato duruyor. İçinde insanlar var. Tarihsel açıdan da bazı büyük dönüşümler böyle gerçekleşmiştir. Eski kurumlar bir anda yok olmaktan çok, kendi içlerinden yeni fikirler üretmeye başlarlar. Örneğin Rönesans döneminde Avrupa’nın eski dinsel ve feodal yapıları devam ederken, aynı yapının içinde yeni insan anlayışı, bilim ve sanat gelişti. Güç, kendisini korumak için mi vardır; yoksa kendini dönüştürerek yaşamın devamına katkı sunmak için mi? Eğer iktidar sadece kendini koruyan bir taş yapıya dönüşürse çevresindeki ağaçlar kuruyabilir. Ancak içinden dönüşen bir bilinç doğarsa, aynı yapı yaşamla yeniden ilişki kurabilir. Gerçek dönüşüm, iktidarın el değiştirmesi midir; yoksa iktidar anlayışının değişmesi midir? Burada döşeğine uzanmış o orta yaşlı adamın, içeride biriken beklentilerin görünür olma zamanının geldiğini işaret ediyor olması düşünülebilir. Bu durum aynı zamanda çağımızda kurulan kavramların, ilişk...

RUHUMUN KULESİNDEN: ŞATONUN İKİ YÜZÜ ve DÖNÜŞÜM - V

“Mutlak iktidarlar ve sonuçları” başlığı altında tarihe baktığımızda oldukça geniş bir tablo ortaya çıkar. Buradaki temel mesele, gücün tek merkezde toplanması ve denetlenme biçimidir. Tarih boyunca birçok toplumda güçlü merkezî yönetimler ortaya çıktı. Bunun bazı nedenleri vardı: savaş dönemlerinde hızlı karar alma ihtiyacı, büyük devletleri yönetme gereği, ekonomik ve askerî kaynakları tek elde toplama isteği. Örneğin Avrupa’da Louis XIV, “Devlet benim.” anlayışının sembollerinden biri hâline geldi. Saray, ordu ve bürokrasi merkezileşti. Bu yapı kısa vadede düzen, askerî güç, büyük projeler ve devlet kapasitesi sağlayabiliyordu. Ancak bu gibi süreçler uzun vadede başka sorunlar doğurabiliyordu. Mutlak iktidarlarda bilginin bozulması önemli bir sorun hâline gelebilir. Yöneticinin çevresindeki insanlar çoğu zaman gerçekleri değil, duyulmak istenenleri söylemeye başlayabilir. Bu durum kararların gerçeklikten kopmasına yol açabilir. Tek merkeze bağlı sistemler bazen değişen koşullara uyu...

RUHUMUN KULESİNDEN: ORTAK KÜLTÜRÜN SESİ - IV

Bu ortak kültür çerçevesinde rüyaya benim dışımda bir yorum getirebilir miyiz? Bir sanatçı açısından rüya bazen “mesaj veren bir varlık”tan çok, insanlığın büyük imge hazinesinden yükselen bir semboldür. Picasso’nun, Matisse’in veya mitlerden beslenen birçok sanatçının yaptığı gibi; bilinçdışından gelen imgeler kişisel olduğu kadar evrenseldir. Kulede, yatağına uzanmış şekilde yatan adamın sureti gözümün önünde; fakat sadece mimikleri belirgin. Bir sanatçı gözüyle düşündüğümde bu çok ilginç. Çünkü bugün portrelerle uğraşıyorum ve bir yüzün sadece anatomisini değil, içindeki hikâyeyi yakalamaya çalışıyorum. Belki de çocukken gördüğüm o yüz, bende “insan yüzünün taşıdığı sır” duygusunu erken yaşlarda açığa çıkaran imgelerden biriydi. Bu rüyaya dikkat ederken felsefeye yönelik temel sorular çok açık görünüyor. Yani bana cevap değil, soru bırakıyorlar. Montaigne de kulesinde inziva sırasında evrensel kültürle iç içe bir dönem geçirmişti. Sokrates’in yaklaşımında da bilgelik çoğu zaman hazı...

RUHUMUN KULESİNDEN: YAŞANMIŞLIK - III

Dorian Gray'in Portresi, bilinç ile dış dünyanın ilişkisini sorgulayan romanlardan biridir. Genç ve çok yakışıklı Dorian Gray'in bir portresi yapılır. Dorian, gençliğini ve güzelliğini sonsuza kadar korumayı ister. Dileği gerçekleşir: Kendisi yaşlanmaz; fakat yaptığı her ahlaki seçim, her kötülük ve her yozlaşma portreye yansır. Portre giderek çirkinleşir, Dorian ise dışarıdan hâlâ genç görünür. Romanın temel düşüncesi şudur: İnsan bilinci ve eylemleri, görünmese bile bir iz bırakır. Dolayısıyla bugün içinde yaşadığımız dünya da bilinçlerin eseridir. Dorian Gray'in portresi bunun sembolik bir anlatımıdır. Bilinçteki dönüşüm, maddi dünyada bir karşılık olarak görünür hâle gelir. Romanda bu karşılık tuval üzerindedir; gerçek hayatta ise bazen doğada, toplumda, şehirlerde, sanatta ve insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerde görülür. İnsanın iç dünyası, dış dünyada nasıl olur da bir iz bırakır? Çocuk yaşımda gördüğüm bu rüya ne kadar kişisel olabilir? Belki de bu rüya, insa...

RUHUMUN KULESİNDEN: BEKLEYEN ŞATO - II

 “Seni bekliyorduk.”  Bu söz karşısında içime derin bir sessizlik çöktü. Olacaklardan haberdar gibiydi. Yadırgamadım. Çünkü kendimi bir anda bütün bu yaşananların içinde bulmuştum. O ıssız orman yolunda, kömürleşmiş ağaçların arasında, hüzünlü bir ruh hâliyle yalnızca yürüyordum. Ağaçların ıssızlığı, rüzgârın esmeyişi düşündürücüydü. Ağaçlara baktım. Sonra ağaçlar yeşerdi. Bu tablo üzerinde hep düşündüm. Yatağında uzanan ve ruhunu teslim eden adamla, ağaçların yeniden yeşermesi arasında nasıl bir bağ vardı? Zamansız kayıplar ve varlıklar ilginçtir; trajediden doğuşa gidenler çoğu zaman aynı dönemlerde karşıma çıktılar. Yaşadıklarımız  bizden bir şeyi alırken, başka bir şeyi bize hazırlıyor olabilir mi? Sanırım hepsinin bir yeri var. Bu noktada aklıma Kafka'nın Şato romanı geliyor. Romanın başkahramanı K. adlı bir adamdır. K., bir köye gelir ve orada bulunan Şato'nun yöneticileriyle bağlantı kurmaya çalışır. Fakat bütün çabalarına rağmen Şato'ya ulaşamaz. Sürekli kapılar,...

RUHUMUN KULESİNDEN: RÜYA ve GEZGİN - I

Issız bir ormanda buluyorum kendimi. Ağaçların hepsi kömürleşmiş, yanmış gibi duruyor. Hava karanlık ve kasvetli. Dar bir orman yolunda yürüyorum. Bu kömürleşmiş ağaçların arasında ilerlerken şato gibi bir yerleşim yeri karşıma çıkıyor. Kapısı ardına kadar açık. İçeriye giriyorum. Merdivenlere doğru yürüyorum ve yukarı çıkmak için dik merdivenleri kullanıyorum. Sonra alçak, küçük birkaç kapıyla karşılaşıyorum. Açık olan kapılardan birinden içeriye girdiğimde, inanç ve manevi düşünceyi temsil eden üç ruhani kişilikle karşılaşıyorum. Sayıları kesin değil; üç ya da dört kişi olabilir. Beni görünce hep bir ağızdan, “Seni bekliyorduk.” diyorlar. Ben anlam veremiyorum. Fakat kenarda, bir divanda 35-40 yaşlarında, uzun sakallı bir adam yatağına uzanmış yatıyor. Beni yanına çağırıyor. Yanına oturduğum anda ruhunu teslim ediyor. Ardından ayağa kalkıyorum ve pencereye doğru yürüyorum. O kömüre dönmüş ağaçlar birden yeşermeye ve çiçek açmaya başlıyor. Kasvetli hava dağılıyor ve yerini güneşli bir...

ÖNCE SES VARDI

Önce ses ve ritim vardı. Bu süreçteki yapılar bilinçsizce, rastgele kuruldu. Rastlantılar, çağrışımlarla karşılık oluşturdu. Bilincin ilk kıvılcımları çaktı... Can Ezgin  Telif Hakkı Saklıdır