Ana içeriğe atla

RUHUMUN KULESİNDEN: YAŞANMIŞLIK - III

Dorian Gray'in Portresi, bilinç ile dış dünyanın ilişkisini sorgulayan romanlardan biridir.

Genç ve çok yakışıklı Dorian Gray'in bir portresi yapılır. Dorian, gençliğini ve güzelliğini sonsuza kadar korumayı ister. Dileği gerçekleşir: Kendisi yaşlanmaz; fakat yaptığı her ahlaki seçim, her kötülük ve her yozlaşma portreye yansır. Portre giderek çirkinleşir, Dorian ise dışarıdan hâlâ genç görünür.

Romanın temel düşüncesi şudur: İnsan bilinci ve eylemleri, görünmese bile bir iz bırakır. Dolayısıyla bugün içinde yaşadığımız dünya da bilinçlerin eseridir. Dorian Gray'in portresi bunun sembolik bir anlatımıdır.

Bilinçteki dönüşüm, maddi dünyada bir karşılık olarak görünür hâle gelir. Romanda bu karşılık tuval üzerindedir; gerçek hayatta ise bazen doğada, toplumda, şehirlerde, sanatta ve insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerde görülür.

İnsanın iç dünyası, dış dünyada nasıl olur da bir iz bırakır?

Çocuk yaşımda gördüğüm bu rüya ne kadar kişisel olabilir? Belki de bu rüya, insanın varoluşsal derinliklerinden gelen, hayatta kalma içgüdüsüyle örülmüş, gezgin ruhlu bir çocuğun imgeler dünyasıydı.

Yaşanmışlık

Sana yaşanacak değil,
yaşanmışlık bırakmalıyım.

Yolları bilmeden yola çıkanlardanım.
Yolları sırtında taşıyanlardan say.
Belki de bu yakışır bize.

Bir çare aramaya çıktığımı sanıyorlar.
Bir şeyler anlamını yitirmiş.
Gitmek dışında...

Çoktan eriyip pul olmuş
hüzünlü dünya.

Sen yaşama koşacakken,
hayallerinin ardı sıra,
şimdi duruyorsun kendine yabancı,
sesine yabancı diyarlarda.

Yaşanmışlık bırakmalıyım.
Senin hayatın,
senin yaşadıkların.

Can Ezgin

Telif Hakkı Saklıdır







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...