“Seni bekliyorduk.” Bu söz karşısında içime derin bir sessizlik çöktü. Olacaklardan haberdar gibiydi. Yadırgamadım. Çünkü kendimi bir anda bütün bu yaşananların içinde bulmuştum. O ıssız orman yolunda, kömürleşmiş ağaçların arasında, hüzünlü bir ruh hâliyle yalnızca yürüyordum. Ağaçların ıssızlığı, rüzgârın esmeyişi düşündürücüydü.
Ağaçlara baktım. Sonra ağaçlar yeşerdi. Bu tablo üzerinde hep düşündüm. Yatağında uzanan ve ruhunu teslim eden adamla, ağaçların yeniden yeşermesi arasında nasıl bir bağ vardı?
Zamansız kayıplar ve varlıklar ilginçtir; trajediden doğuşa gidenler çoğu zaman aynı dönemlerde karşıma çıktılar. Yaşadıklarımız bizden bir şeyi alırken, başka bir şeyi bize hazırlıyor olabilir mi? Sanırım hepsinin bir yeri var.
Bu noktada aklıma Kafka'nın Şato romanı geliyor. Romanın başkahramanı K. adlı bir adamdır. K., bir köye gelir ve orada bulunan Şato'nun yöneticileriyle bağlantı kurmaya çalışır. Fakat bütün çabalarına rağmen Şato'ya ulaşamaz. Sürekli kapılar, görevliler, belgeler, yanlış anlamalar ve belirsizliklerle karşılaşır.
Rüyamdaki şato ise beni davet ediyordu. Ama önce cesaretim sınıyordu. Ormanın ve şatonun genel atmosferinde tekin olmayan bir duygu vardı. Kömürleşmiş ağaçlar, kasvetli hava, ıssızlık, dar bir orman yolu ve sessiz bir ilerleyiş… Sonra rüyanın atmosferi tamamen değişiyor. İçeride sevgi dolu bir karşılaşma, tebessüm eden bir adam, ardından yeniden yeşeren orman ve güneşle birlikte gelen huzur... Yani rüyanın dili iki farklı atmosfer kuruyor: Yıkımın sessizliği ve yeniden doğuşun aydınlığı.
Bu durum, içinde yaşadığımız çağın yeni bir dönemin ayak sesleri olduğu düşüncesi bende güçleniyor. İnsanlık olarak sanki hep birlikte o ormandan geçiyoruz. Bence bu rüya, insan bilincinin dünyayı döngüsel bir bağlam içinde nasıl etkileyebileceğini de düşündürüyor. Montaigne'in yaptığı da bir bakıma buydu: Dış dünyadaki karmaşanın içinde insanın kendi içsel yerindeki sürece dönmesi.
Bugün ise soru biraz daha genişlemiş durumda: İnsan, kendi bilincini dönüştürmeden, kendi yarattığı dünyayı dönüştürebilir mi?
Bilinç bir etkileşim yaşıyor ve dönüşüm başlıyor. Bu sürecin içinde hazır olanlar da var, henüz hazır olmayanlar da. Tarihe baktığımızda, büyük değişim dönemlerinde gerçekten de böyle bir ayrışma görülür. Aynı çağ değişimi, farklı insanlar tarafından farklı biçimlerde yaşanır.
Rüya, bilinç ve maddi dünya arasındaki ilişki üzerinde de durulabilir. İnsanın maddi dünyayla kurduğu bilişsel etkileşim ile rüyalar ve içsel metamorfoz arasında nasıl bir bağ olduğu sorusu üzerinde düşünmeye değerdir.
Kısacası, bugün içinde yaşadığımız dünya neyin eseridir?
Can Ezgin
Telif Hakkı Saklıdır
Yorumlar
Yorum Gönder