Ana içeriğe atla

LUCA ORTAK ATANIN İZİNDE

Luca’yla birlikte nasıl bir süreç başlamış olmalı ki yaşamın dallanan kollarından, bizler şimdi uzaya yelken açan kaşifler olduk? Toplumsal açıdan bakınca, artık tek hücreli ama karmaşık bir canlı konseptine evriliyoruz.

Luca’yı bir daha çağıramıyoruz. Herkesin içindeki Luca’nın mirası olan yaşam tutkusu öldürüldüyse, bu çok üzücü olurdu. Belki de o miras derin bir uykunun dehlizinde, uyandırılmak için bekliyor. Luca uyanırsa, bu başka bir yöne geçmek anlamına gelir.

Luca’nın varlığı bir sıçrama gibiydi. Bu konuyu önceden düşündüğümde bir bakıma kavramsal bir sıçramaydı. Luca, ortak atamız olarak basit olan ilk canlıydı ve yaşamın devamını sağlayan sürece dahil oldu

Yaşam kendini var ediyor. Sonra kopyalayarak canlılığın devamlılığını her şart altında sürdürmeye çalışıyor. Yaşamsal döngüler bir yerde durağanlaşıyor. Bu durağanlaşan kısımları aşabilmek için, bilinç oluşuyor. Bilinç tek başına bir şey ifade etmiyor. Yaşam, ayrı köklerden veya dallardan gelen uzantılar arasında bağlar kuruyor ve bu bağlar her zaman yaşamı destekleyen üniteler olmuş. Şimdi, yeni sıçramayla aktif bir yön gerçekleşebilir. Yani bilinç, yaşamı sadece bir amaç için kopyalamakla kalmayacak; yaşamı desteklemek için bir sıçrama yaşayacak.

Beynimiz bilinç formunu yaratıyor. Çünkü toplulukların yığılma hareketleri sonucunda, bireyin yeni organlar yaratabilmesi için Luca’nın parmak izini takip etmesi önemli olacaktır. Toplumsal işleyişler henüz, istenilen yaşamı destekleyen üniteler değil. Oysa bakış açımızın değişmesiyle, bir anda dünyadaki sorun gibi görünen çatışmalardan vazgeçebiliriz.

İlk canlı olan ortak atamız Luca...  yaratıcı uyum, içsel bir bakış açısıyla değişimi meydana getirecekti. Bu işleyiş tabi bir etkileşimdi. Varlığın yaşamsal etkileşimleri her zaman bir sır gibi anılacaktı. Ağaçlar, yağmuru bulutlarını üzerlerine çekecek şekilde çağırıyor. O ağaçlar yağmurlara seslenirken boyları iklim düzenine göre uzuyordu.

Bir bilinç ve anlayış sıçramasından söz ediliyor. Yani bir sınırdan. Uyum pratiğine doğru ilerleyen süreç, bu sevgili dünyaya karşı uyumlanan bir bilincin çekimini başlatabilir mi?

Makineler nasıl davranacak, önemli olan orası. Makinelerin bağı ve destekleyici gücü nereden geliyor? Biz canlıların destekleyici ve yaşamın evrimsel koşulları Dünya gezegeninden geliyor. Peki makinelerin destekleyici gücü nereden geliyor? Söyleyeceğim: “Biz bilinçli canlıların yaşamı kopyalıyor ve dönüştürüyor oluşumuzdan geliyor.”

Can Ezgin 

Telif  Hakkı Saklıdır  

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

DEMOKRASİ İÇİN KİLİT UNSURLAR

Basın, kamusal alanda doğru bilgiye erişimi sağlayarak demokratik süreçlerin sağlıklı işleyişi için kritik öneme sahip toplumsal bileşendir. Özellikle toplumsal ya da politik krizlerde basın, kamuoyunu bilgilendirerek halkın doğru kararlar almasına yardımcı olur. Basının özgürlüğü, demokratik değerlerin korunması ve halkın bilinçli bir şekilde kararlar alabilmesi için temel bir hak olarak kabul edilir. Ancak, basın mensuplarının hatalı haber yapması durumunda dahi onları suçlamak ve hedef göstermek, demokrasiyi tehdit eder. Basına yönelik suçlamalar, yalnızca basının özgürlüğünü sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda halkın özgürce bilgi edinme hakkını da engeller. Bu nedenle, basın mensuplarına yönelik baskılar, hem toplumu bilgilendirme işlevini zedeler hem de demokratik süreçleri tehlikeye atar. Bağımsız ve demokratik toplumlarda, gerçek suçlular adalet önüne çıkarılmalıdır. Toplumları yönetenler ve güç sahipleri, hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiklerinde ve suçlular adil bir biçimde y...

BERMUDA ŞEYTAN ÜÇGENİNDE DENGE KÖŞE

Masanın ortasında üç büyük harita yer alır: Ukrayna, Ortadoğu ve Güney Asya.  Ortadoğu’daki çatışmalar ve Güney Asya’da patlak veren Hindistan ile Pakistan arasındaki savaş, küresel krizlerin oluşturduğu Bermuda Şeytan Üçgeni'nin son köşesini tamamlar. Bu jeopolitik üçgen, çatışma ve belirsizliklerin merkezi olarak adlandırılmıştır. Diğer gölgede, Güney Asya haritası odanın karanlık ve belirsiz bir noktasında durur; Ortadoğu'nun haritası ise biraz daha belirgindir. Bir perde, arka planda denizlerin gümbürtüsünü ve uğuldayan rüzgârı temsil eder. Kapıdan içeriye, zaman zaman bir kâhin ya da bir anlatıcı gibi bir figür girer. Anlatıcı (derin bir sesle): Bermuda Şeytan Üçgeni’ne adım atıyoruz… Fırtınalar arasında kaybolan gemiler gibi... Bir yanda Ortadoğu'nun kudretli, yakıcı sıcaklığı, diğer yanda Ukrayna'nın fırtınalı kışı… İki köşe, her biri farklı bir dünya, farklı bir zaman dilimi... Ama hepsi bir şekilde birbirine bağlı. Denge, her iki köşede de bir sırrı barı...

SAVAŞ ve SINAMA DIŞINDA KALAN DOSTLUK

Sosyal bağları gerçekten verimli kılmak istiyorsak, önce suni rollere karşı mesafe koymayı öğrenmeliyiz. İnsan, tatlı rekabetin içine doğmuş gibi görünse de bu oyundan bütünüyle muaf kalamıyor. Olgunluk dediğimiz şey, belki de tam bu noktada başlıyor: Mesafe kurabilme becerisi. Ne var ki biz bu mesafeyi korusak bile, birileri mutlaka kancasını atmak istiyor. Adına “sınama” dedikleri şeyle. Oysa sınamak, masum bir ölçme biçimi değildir. Çoğu zaman iktidar arzusunun ilk basamağıdır. Rekabet, ezici üstünlük kuran kişiyi görünür kılar; sınama ise bu üstünlüğün ilanıdır. İlginçtir, sınayan insan da mutlaka başka insanlar tarafından sınanır. Böylece zincir tamamlanır. Bu döngüde sağlıklı olan tek şey şudur: İnsanın, yalnızca kendisiyle ilgili hususları kendi sahasında sınaması. Gelişimi besleyen tek sınama biçimi budur. Bazen düşünürüm: İspat yükümlülüğünün olmadığı bir ilişkiler evreninde yaşasaydık ne olurdu? Sevdiğini ve sevildiğini bildiğin, kendini kimseye kabul ettirmek zorunda olmad...